BİR BEYİTTE İKİ KARDEŞ: CEM SULTAN VE SULTAN 2. BEYAZIT

Doç. Dr. Murat Ali Karavelioğlu

            Sekizinci Osmanlı padişahı olan Sultan 2. Beyazıt, 1448 yılında Dimetoka’da dünyaya geldi. Babası Fatih Sultan Mehmet, annesi Gülbahar Hatun’dur. Henüz çocuk denilebilecek bir yaşta Amasya’ya sancak beyi olarak gönderildi. Burada bazı askerî başarılarının yanı sıra Amasya’yı bir bilim, kültür ve sanat merkezi haline getirmesiyle de dikkatleri üzerine topladı. Gerçekten de şair bir padişah olarak kültürel konulara olan ilgisi, onun padişahlığı döneminde de devam etti. Kendisi hem iyi bir şair, hem de iyi bir hattattı. Bunda, aldığı eğitimin yanında savaşmayı sevmeyen nahif kişiliğinin de etkisi olduğu söylenir. Divan sahibi şair padişahlardandır. Babasının 1481 yılında ölümü üzerine padişah olmuştur. Otuz bir saltanatta kalarak Osmanlı Devleti’nin en uzun süre tahtta kalan hükümdarlarından biridir. Türbesi İstanbul’da, Beyazıt Camii avlusundadır.

            Fatih Sultan Mehmet’in oğullarından biri de 1459 yılında dünyaya gelen Cem Sultan’dır. O da çocuk yaşlarında sancak beyi olarak Kastamonu’ya, ardından Konya’ya gönderilmiştir. Tıpkı babası ve ağabeyi gibi Cem Sultan da kültür ve sanata, özellikle musiki ve edebiyata son derece ilgili bir şehzade idi. Ağabeyi Beyazıt ile girdiği ve uzun yıllar devam eden taht mücadelesini kaybettikten sonra önce Mısır’a kaçması, ardından Rodos’a sığınması ve oradan Avrupa’ya geçmek zorunda kalması zamanla kontrolün Batılı devletler eline geçmesine sebep oldu. Özellikle Papa ve Fransa kralı bunu uzun zaman kullanmıştır. Onun bu hazin gurbet hayatı devletler arasın siyasi ilişkilerin bir dönem belirleyici unsuru olmuş ve Osmanlı Devleti, Cem Sultan’ın 1495 yılında İtalya’da şüpheli ölümüne kadar her alanda büyük sıkıntı çekmiştir. Divanında yer alan şiirlerden bilhassa gurbette yazdıkları çok lirik, hüzünlü ve etkileyicidir. Çevresinde toplanan ve sayıları on beşi bulan ve edebiyat tarihlerinde “Cem Şairleri” diye adlandırılan şailer, onu hayatının sonuna kadar yalnız bırakmamıştır. Kabri Bursa’da, Muradiye Camii haziresindedir.

Bilindiği gibi Fatih Sultan Mehmet’in üç oğlundan ikisi olan Cem Sultan ve 2. Beyazıt, babalarının ölümünün ardından taht mücadelesine girişmişler, uzun süren bu mücadelenin sonucunda Şehzade Cem Sultan, ülkesinden çok uzaklarda yaşamaya mecbur kalmış ve gurbette, İtalya’nın Velletri şehrinde ölmüştü. Kısa hayatında başından geçen olaylar ve hakkında bilinenler onun belki biraz da şair ruhlu olmasının etkisiyle etrafındakilere çabuk inanan ve kolayca yönlendirilebilen biri olduğunu göstermektedir. Zira Karamanoğlu, Memlûk Devleti, Rodos şövalyeleri, İtalya, Fransa, hatta Macar kralı gibi Osmanlı Devleti’nin zor durumda kalmasından memnuniyet duyacak pek çok düşman elinde, 2. Beyazıt’a karşı bir koz olarak kullanılmıştı. İşte bu talihsiz şehzade ile padişah ağabeyi arasındaki düşmanlık, yer yer duygusal yanları ağır basan bir yazgı idi. Giriştiği mücadelenin belki de daha başlarında pişmanlık duyduğuna dair bazı bilgilere sahip isek de gelişen olaylarla o, hazin sonun gelip çatmasına engel olamamıştır.

 

Cem Sultan: Meşairü’ş-şuara, vr. 193b.

 

Cem Sultan, divanının 9. kasidesi olan 46 beyitlik şiirine kadere tam bir boyun eğiş ve razı oluş psikolojisi içinde başlamıştır (Halil Ersoylu; Cem Sultan’ın Türkçe Divanı, Ankara: TDK Yayınları, 1989, 32-35). Hayatının sonlarına doğru yazdığını tahmin ettiğimiz bir şiirini ağabeyi için kaleme aldığını ve pişmanlığını şu beyitte okumak mümkündür:

 

Didi Cem bu şi’ri Sultân Bâyezîdün yâdına

Anıcaķ ol meclisi akan gözinden kandur    (beyit: 45)

CEM SULTAN VE SULTAN 2. BEYAZIT

Beyitte şair, bu kasidesini Sultan Beyazıt’ı anmak için söylediğini ve o meclisi andığında gözünden kanlı yaşların aktığını ifade etmektedir. “O meclis”ten kasıt, padişahın huzurudur. Burada, sohbet edilen ve ilmî, siyasî, edebî konuların konuşulduğu dost ve arkadaş toplantısı da demek olan meclisi çağrıştırır bir şekilde kanlı yaş ile şarap arasında bir ilgi kurulmuştur. Beyitte şehzadenin, yıllar sonra padişaha, yani ağabeyine, tarih kitaplarında yazılanın ve kamuoyunda yaygın olarak kabul görülenin aksine hasret ve belki de pişmanlık sezilen bakışı görülmektedir.

                      

Bu ve benzeri konularla ilgili ilginç detaylar için bkz. Murat Ali Karavelioğlu; “Tarihin Edebiyatı: 15. ve 16. Yüzyıl Kasidelerinde Tarihi Arka Plan”, Kasideye Medhiye (Biçime, İşleve ve Muhtevaya Dair Tespitler) Uluslararası Sempozyumu, Murat Karavelioğlu İstanbul Şehir Üniversitesi 27 Nisan 2012, İstanbul 2013; Klasik Yayınları, İstanbul 2013, 380-455.