<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Ali Karavelioğlu arşivleri - Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</title>
	<atom:link href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/etiket/murat-ali-karavelioglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/etiket/murat-ali-karavelioglu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Sep 2025 14:30:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/cropped-icon-32x32.png</url>
	<title>Murat Ali Karavelioğlu arşivleri - Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</title>
	<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/etiket/murat-ali-karavelioglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hayal ve Hakikat Arasında Kitaplar ve Kütüphaneler &#8211; 1</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/hayal-ve-hakikat-arasinda-kitaplar-ve-kutuphaneler-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2022 05:30:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Hayal ve Hakikat Arasında Kitaplar ve Kütüphaneler - 1]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?post_type=emd_video&#038;p=797</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/hayal-ve-hakikat-arasinda-kitaplar-ve-kutuphaneler-1/">Hayal ve Hakikat Arasında Kitaplar ve Kütüphaneler &#8211; 1</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/hayal-ve-hakikat-arasinda-kitaplar-ve-kutuphaneler-1/">Hayal ve Hakikat Arasında Kitaplar ve Kütüphaneler &#8211; 1</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayal ve Hakikat Arasında Kitaplar ve Kütüphaneler &#8211; 7</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/hayal-ve-hakikat-arasinda-kitaplar-ve-kutuphaneler-7/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2022 05:18:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Hayal ve Hakikat Arasında Kitaplar ve Kütüphaneler - 7]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[murat karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Murat Karavelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?post_type=emd_video&#038;p=791</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/hayal-ve-hakikat-arasinda-kitaplar-ve-kutuphaneler-7/">Hayal ve Hakikat Arasında Kitaplar ve Kütüphaneler &#8211; 7</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/hayal-ve-hakikat-arasinda-kitaplar-ve-kutuphaneler-7/">Hayal ve Hakikat Arasında Kitaplar ve Kütüphaneler &#8211; 7</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cem Sultan ve Sultan 2. Beyazıt</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/cem-sultan-ve-sultan-2-beyazit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2018 08:20:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Sultan ve Sultan 2. Beyazıt]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[murat karavelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?p=594</guid>

					<description><![CDATA[<p>BİR BEYİTTE İKİ KARDEŞ: CEM SULTAN VE SULTAN 2. BEYAZIT Doç. Dr. Murat Ali Karavelioğlu &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Sekizinci Osmanlı padişahı olan Sultan 2. Beyazıt, 1448 yılında Dimetoka’da dünyaya geldi. Babası Fatih Sultan Mehmet, annesi Gülbahar Hatun’dur. Henüz çocuk denilebilecek bir yaşta Amasya’ya sancak beyi olarak gönderildi. Burada bazı askerî başarılarının yanı sıra Amasya’yı bir bilim, kültür [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/cem-sultan-ve-sultan-2-beyazit/">Cem Sultan ve Sultan 2. Beyazıt</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<strong>BİR BEYİTTE İKİ KARDEŞ: CEM SULTAN VE SULTAN 2. BEYAZIT</strong>

<strong>Doç. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</strong>

<strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Sekizinci Osmanlı padişahı olan Sultan 2. Beyazıt, 1448 yılında Dimetoka’da dünyaya geldi. Babası Fatih Sultan Mehmet, annesi Gülbahar Hatun’dur. Henüz çocuk denilebilecek bir yaşta Amasya’ya sancak beyi olarak gönderildi. Burada bazı askerî başarılarının yanı sıra Amasya’yı bir bilim, kültür ve sanat merkezi haline getirmesiyle de dikkatleri üzerine topladı. Gerçekten de şair bir padişah olarak kültürel konulara olan ilgisi, onun padişahlığı döneminde de devam etti. Kendisi hem iyi bir şair, hem de iyi bir hattattı. Bunda, aldığı eğitimin yanında savaşmayı sevmeyen nahif kişiliğinin de etkisi olduğu söylenir. Divan sahibi şair padişahlardandır. Babasının 1481 yılında ölümü üzerine padişah olmuştur. Otuz bir saltanatta kalarak Osmanlı Devleti’nin en uzun süre tahtta kalan hükümdarlarından biridir. Türbesi İstanbul’da, Beyazıt Camii avlusundadır.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fatih Sultan Mehmet’in oğullarından biri de 1459 yılında dünyaya gelen Cem Sultan’dır. O da çocuk yaşlarında sancak beyi olarak Kastamonu’ya, ardından Konya’ya gönderilmiştir. Tıpkı babası ve ağabeyi gibi Cem Sultan da kültür ve sanata, özellikle musiki ve edebiyata son derece ilgili bir şehzade idi. Ağabeyi Beyazıt ile girdiği ve uzun yıllar devam eden taht mücadelesini kaybettikten sonra önce Mısır’a kaçması, ardından Rodos’a sığınması ve oradan Avrupa’ya geçmek zorunda kalması zamanla kontrolün Batılı devletler eline geçmesine sebep oldu. Özellikle Papa ve Fransa kralı bunu uzun zaman kullanmıştır. Onun bu hazin gurbet hayatı devletler arasın siyasi ilişkilerin bir dönem belirleyici unsuru olmuş ve Osmanlı Devleti, Cem Sultan’ın 1495 yılında İtalya’da şüpheli ölümüne kadar her alanda büyük sıkıntı çekmiştir. Divanında yer alan şiirlerden bilhassa gurbette yazdıkları çok lirik, hüzünlü ve etkileyicidir. Çevresinde toplanan ve sayıları on beşi bulan ve edebiyat tarihlerinde “Cem Şairleri” diye adlandırılan şailer, onu hayatının sonuna kadar yalnız bırakmamıştır. Kabri Bursa’da, Muradiye Camii haziresindedir.

<img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-full wp-image-597" src="http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/wp-content/uploads/2018/08/Cem-Sultan-ve-2.Sultan-Beyazıt-Murat-Ali-Karavelioğlu.jpg" alt="" width="362" height="705" srcset="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/wp-content/uploads/2018/08/Cem-Sultan-ve-2.Sultan-Beyazıt-Murat-Ali-Karavelioğlu.jpg 362w, https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/wp-content/uploads/2018/08/Cem-Sultan-ve-2.Sultan-Beyazıt-Murat-Ali-Karavelioğlu-154x300.jpg 154w" sizes="(max-width: 362px) 100vw, 362px" />

Bilindiği gibi Fatih Sultan Mehmet’in üç oğlundan ikisi olan Cem Sultan ve 2. Beyazıt, babalarının ölümünün ardından taht mücadelesine girişmişler, uzun süren bu mücadelenin sonucunda Şehzade Cem Sultan, ülkesinden çok uzaklarda yaşamaya mecbur kalmış ve gurbette, İtalya’nın Velletri şehrinde ölmüştü. Kısa hayatında başından geçen olaylar ve hakkında bilinenler onun belki biraz da şair ruhlu olmasının etkisiyle etrafındakilere çabuk inanan ve kolayca yönlendirilebilen biri olduğunu göstermektedir. Zira Karamanoğlu, Memlûk Devleti, Rodos şövalyeleri, İtalya, Fransa, hatta Macar kralı gibi Osmanlı Devleti’nin zor durumda kalmasından memnuniyet duyacak pek çok düşman elinde, 2. Beyazıt’a karşı bir koz olarak kullanılmıştı. İşte bu talihsiz şehzade ile padişah ağabeyi arasındaki düşmanlık, yer yer duygusal yanları ağır basan bir yazgı idi. Giriştiği mücadelenin belki de daha başlarında pişmanlık duyduğuna dair bazı bilgilere sahip isek de gelişen olaylarla o, hazin sonun gelip çatmasına engel olamamıştır.

&nbsp;

<strong>Cem Sultan:</strong> <em>Meşairü’ş-şuara</em>, vr. 193b.

&nbsp;

Cem Sultan, divanının 9. kasidesi olan 46 beyitlik şiirine kadere tam bir boyun eğiş ve razı oluş psikolojisi içinde başlamıştır (<strong>Halil Ersoylu</strong>; <em>Cem Sultan’ın Türkçe Divanı,</em> Ankara: TDK Yayınları, 1989, 32-35). Hayatının sonlarına doğru yazdığını tahmin ettiğimiz bir şiirini ağabeyi için kaleme aldığını ve pişmanlığını şu beyitte okumak mümkündür:

&nbsp;

Didi Cem bu şi’ri Sultân Bâyezîdün yâdına

Anıcaķ ol meclisi akan gözinden kandur&nbsp;&nbsp;&nbsp; (beyit: 45)

CEM SULTAN VE SULTAN 2. BEYAZIT

Beyitte şair, bu kasidesini Sultan Beyazıt’ı anmak için söylediğini ve o meclisi andığında gözünden kanlı yaşların aktığını ifade etmektedir. “O meclis”ten kasıt, padişahın huzurudur. Burada, sohbet edilen ve ilmî, siyasî, edebî konuların konuşulduğu dost ve arkadaş toplantısı da demek olan meclisi çağrıştırır bir şekilde kanlı yaş ile şarap arasında bir ilgi kurulmuştur. Beyitte şehzadenin, yıllar sonra padişaha, yani ağabeyine, tarih kitaplarında yazılanın ve kamuoyunda yaygın olarak kabul görülenin aksine hasret ve belki de pişmanlık sezilen bakışı görülmektedir.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

Bu ve benzeri konularla ilgili ilginç detaylar için bkz. <strong><u>Murat Ali Karavelioğlu</u></strong>; “Tarihin Edebiyatı: 15. ve 16. Yüzyıl Kasidelerinde Tarihi Arka Plan”, Kasideye Medhiye (Biçime, İşleve ve Muhtevaya Dair Tespitler) Uluslararası Sempozyumu, <strong><u>Murat Karavelioğlu&nbsp;</u></strong>İstanbul Şehir Üniversitesi 27 Nisan 2012, İstanbul 2013; Klasik Yayınları, İstanbul 2013, 380-455.<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/cem-sultan-ve-sultan-2-beyazit/">Cem Sultan ve Sultan 2. Beyazıt</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahremi&#8217;nin Acıklı Hikayesi</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/mahreminin-acikli-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2018 15:51:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mahremi'nin Acıklı Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?post_type=emd_video&#038;p=581</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/mahreminin-acikli-hikayesi/">Mahremi&#8217;nin Acıklı Hikayesi</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/mahreminin-acikli-hikayesi/">Mahremi&#8217;nin Acıklı Hikayesi</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nikolay Federoviç Katanov</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/nikolay-federovic-katanov/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2018 09:45:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Nikolay Federoviç Katanov]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?p=565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nikolay Federoviç Katanov Murat Ali Karavelioğlu &#160; ÜNLÜ TÜRKOLOG NİKOLAY FEDOROVİÇ KATANOV VE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDE BULUNAN KOLEKSİYONU Murat Ali Karavelioğlu• Özet 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşayan ve Türkoloji biliminin önde gelen isimlerinden olan Katanov, bu alanda özellikle Rus kaynaklarına olan vukufu ve bunları değerlendirmedeki başarısı ile bilim dünyasında haklı ve [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/nikolay-federovic-katanov/">Nikolay Federoviç Katanov</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nikolay Federoviç Katanov</p>
<p><strong>Murat Ali Karavelioğlu</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ÜNLÜ TÜRKOLOG NİKOLAY FEDOROVİÇ KATANOV VE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDE BULUNAN KOLEKSİYONU<br />
Murat Ali Karavelioğlu•<br />
Özet<br />
19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşayan ve Türkoloji biliminin önde gelen isimlerinden olan Katanov, bu alanda özellikle Rus kaynaklarına olan vukufu ve bunları değerlendirmedeki başarısı ile bilim dünyasında haklı ve şöhretli bir yer edinmiştir. Onun Türkoloji bilimine asıl ve ebedi hizmeti ise yaklaşık 4000 civarında çok değerli kitaptan oluşan eşsiz koleksiyonunu Türkiye&#8217;ye bağışlamış olmasıdır. Önceleri Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi&#8217;nde korunan fakat araştırmacıların kullanımına açılamayan bu koleksiyon, uzun yıllardır İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü&#8217;nde bilim adamları ve araştırmacıların istifadesine sunulmaktadır.<br />
Nikolay Fedoroviç Katanov<br />
(1862-1922)<br />
N. F. Katanov, 19 Mayıs 1862’de, Yenisey’in bir kolu olan Abakan nehrinin sol yakasındaki Askiz köyünden 17 km. uzaklıkta bulunan “Üzüm” köyünde doğdu. Ailesi, Hakas kabilelerine mensuptur. Babası Fyöder Semyenoviç Katanov, annesi Kaçinka Katanova’dır. Katanov’un annesi cahil ve ezilmiş bir kadın, babası ise köy yazıcısıdır.<br />
Yeni doğan çocuktaki küçük ak perçemi gören babaanne “pora, pora” diye hakırmış, iradesi dışında söylediği, Hakas köylerindeki yaşlıların bugüne kadar hatırladığı bu söz çocuğa yakışmıştır. Hakasçada “pora” kır rengi anlamındadır. Daha sonra rahip ona Nikolay adını koymuştur. Nikolay aynı zamanda Yunancada “halkların galibi” anlamına gelmektedir.<br />
1869 yılında Halk Eğitim Bakanlığının bir sınıflık Askiz okulu açıldı ve Katanov o okula Rusça okuma yazma öğrenmeye gitti. Amcası Efim Semenoviç, Katanov’un öğretmeniydi. 1874 yılında babası ölünce öğretmen amcasının himayesine girdi. Amcası hem öğretmen hem de çeşitli kabile birliklerinden oluşan Askiz Bozkır Duması’nın yazmanıydı. Bu yüzden 1874-1876 yıllarında gündüzleri öğrenim gördü, Duma’da yazmanlıkla uğraştı. Bu okulda beş yıl okudu. Ağustos 1876’da öksüz doğulu Katanov kayıkla Abakan ve Yenisey üzerinden Krasnoyarsk’a doğru yola çıktı. Böylece yaklaşık yüz yirmi beş yıl önce “Rus toprağı kendi Platon’larını ve Newton’larını aklıyla doğurabilecektir” diyen gözü pek seyyah öğrenim ve ilim yoluna adım atmış oldu.<br />
Abakan Türkleri içerisinden yetişen ilk âlim olarak takdim edilen Katanov, çok cepheli bir Türklük bilgini idi. Bütün Türk halk ve boylarının tarihleri, dil ve edebiyatları, folklor, etnoğrafya, müzik ve diğer kültür meseleleri, onun en başta incelediği ve araştırdığı konulardı. Bunların yanı sıra Fin-Ugor, Çin, Japon, Hint, İran, Arap kültürü üzerine de geniş bir bilgi sahibi idi. Bu konular içinde onu tarihçi, dilci, etnoğraf ve folklorcu, nümizmat, müzeci, redaktör ve seyyah olarak görüyoruz. O, hemen hemen bütün Avrupa ve birçok doğu dillerini, hatta ölmüş klasik dilleri de biliyordu. Türk-Orhun yazıtlarını, Sümer çivi yazısını, Mısır ve Çin hiyerogliflerini, Arapçayı ve eski Arami-Uygur metinlerini rahatlıkla okuyabiliyordu.<br />
Katanov’un Türk dillerine olan ilgisi on &#8211; on iki yaşlarındayken başlamıştır. Bu arada Katanov, yabancıların kültürü ve hayatı ile tanışmış ve Türk boylarının konuşmalarını sık sık dinlemiştir. 1876 sonbaharında Katanov, Krasnoyarsk kolejini kazanmış ve bu okulu altın madalyayla bitirmeye muvaffak olmuştur. Buradaki eğitimi sırasında, Sibirya ile ilgili çok iyi kitapların bulunduğu bir kütüphaneye sahip olan, gerçekten kültürlü ve bilgili, yarı Rus, yarı Hakas sanatçı Innokentiy Karatanov ile tanışmıştır. Karatanov, Katanov’a Sibirya ile ilgili birçok kitap vermiş ve çok enteresan şeyler anlatmıştır. Karatanov’un bu sohbetleri, küçük Katanov’da kendi halkını araştırma ilgisi uyandırdı. Bu yüzden Katanov, Innokentiy Karatanov’u ilk öğretmeni sayar.<br />
Henüz on iki yaşındayken talebe Katanov, Tatarskiy Yazık (Sagayskoe Nareçiye 1, Gramaratika, Etimologiya i Sintaksis, Krasnoyarsk 1882 adlı 420 sayfadan oluşan çalışmasının I. bölümünü tamamlamıştır. Ancak İlimler Akademisi, bu eserin değerini anlamaktan uzaktır. Eseri inceleyen İlminskiy, misyonerlik davası güden bir Türkolog olduğu için eserin kıymetini görememiş ve “Gramatika, uygulama açısından önem taşımıyor, gerekirse bu mesele üzerinde çalışan V. V. Radloff’a başvurulabilir. Sibirya Türk lehçelerinde o, benden daha bilgilidir” şeklinde cevap vermiştir. Ama eser, Hakas dili, tarihi ve diyalektolojisi alanlarında çok büyük değer taşımaktadır.<br />
1881’de Radloff, A. M. Kastron, N. A. Kostrov gibi bilim adamlarının çalışmalarıyla yakından tanışan Katanov, kendi notlarını tamamlayarak değişik yayın organlarında yayımladı. Tataristan ve Leningrad arşivlerinde gimnazyum öğrencisi Nikolay Katanov’un ne kadar çalışkan ve gayretli olduğunun delilleri olarak, üzerinde hemen hemen hiçbir öğretmen düzeltisinin bulunmadığı geometri, Fransızca, Almanca defterleri, Rus edebiyatı kompozisyonları, temiz el yazısı korunmaktadır. Harçlığını çıkarmak için Krasnoyarsk’ın bazı sakinlerinin çocuklarına dersler verdiği de bilinmektedir.<br />
Katanov, 1884’te gimnazyumdan (liseden) altın madalyayla mezun oldu. Genel derslerden başka bu okulda Latince, Yunanca, Fransızca, ve Almanca öğrendi. 1880’den başlayarak, diğer bir ifadeyle gimnazyadaki 4. sınıf öğrencilik döneminden itibaren tarih ve coğrafya öğretmeni, coğrafya topluluğunun Doğu Sibirya Bölümünün asli üyesi A.K. Zavadskoy-Krasnopolskiy’in etkisiyle Sagay metinlerini ve kendi kabilesinin gelenek göreneklerini kaydetmekle uğraştı.<br />
15 Ağustos 1884’ten itibaren imparatorluk Sant-Petersburg Üniversitesi’nde “öğrenci N. F. Katanov’un kaydı” yapılmıştır. Burada Krasnoyarsk polis müdürünün “Katanov’un üniversitedeki eğitimi için ona maddi yardım sağlayacak hiçbir akrabası yoktur” yolundaki şahitliği de yer almıştır.<br />
Kendi otobiyografisinde N. F. Katanov, Petersburg dönemini çok kısa bir şekilde şöylece anlatmaktadır: “1884-1888 yıllarında Doğu Dilleri Fakültesi’nde okudum ve adaylık dereceli kurs bitirdim. Üniversitede Arapça, Farsça, Türkçe ve Tatarca sınıflarındaki dersleri takip ettim. Bundan başka Tarih-Filoloji Fakültesi’nde Rusya tarihi ve Rus edebiyatı derslerine dinleyici olarak katıldım. Radloff, N. İ. Veselovskiy ve İ. N. Berezin’in yönetimindeki bir öğrenci olarak Sagay ağzıyla ilgili derlemeler yaptım ve bu derlemeleri bilimsel dergilerde yayımladım. Radloff’un yanında da yeni bir bilim olan Türk fonetiğini inceledim.”<br />
Rus öğrencileri arasında onun dış görünüşü hemen dikkat çekmiştir. Kısa boyuyla orantısız şekilde uzun gövdesi ve kısa bacaklarıyla, o kendi figürünü yansıtmaktadır. Belirgin elmacık kemikleri, dar siyah gözleriyle onun Mongol yüzü çok dikkat çekmiştir.<br />
Fakat Petersburg’ta fakir öğrencinin ısındığı, gelecekteki bilim adamının ve Sibirya araştırmacısının gelişimine kesin bir şekilde yardımcı olan, Smolniy yakınlarında Kavalergard sokağında bir ev vardı. Burada ünlü gazeteci, toplum adamı, seyyah N. M. Yadrintsev’in evinde Katanov’un kendi ifadesiyle “unutulmaz perşembeler” bekliyordu onu. Buraya öğrenci gençliğinin yanı sıra uzaktan yakından seçkin kişiler de geliyordu. Aradan yirmi yıl geçtikten sonra Katanov bu unutulmaz günleri şöyle anlatamaktadır: “Yadrintsev beni doğuluların tarihini ve yaşantısını incelemeye, G. N. Potanin ödünç çizgilerin ve genel motiflerin açıklanması amacıyla belirli bir sistemde halk yaratıcılığı eserlerini kaydetmeye, sonuçta Radloff dillerin ve çeşitli ağızların özelliklerinin belirlenmesi amacıyla edebi eserlerin tam olarak kaydedilmesine yöneltti. E. Y. Petri ise doğulular hakkında yazmış Avrupalı yazarların ilk incelemelerine sevk etti.”<br />
Dil ve etnoğrafiye dair notları ve seyahatleri ile ilgili günlük tutan Katanov bu uzun süreli seyahatlerinde birçok diyalektle ilgili halk yaratıcılığının en güzel örneklerini, Sibirya ve Çin’in Türk dili halkları hakkında etraflı bilgileri derlemiştir. Katanov, Tuvaların (Uranhayların, Soyanların, Soyatların, Karagasların (Togaların) Çin Kazaklarının diyalektlerini; Kulca, Çuguçak, Urumçi, Hami ve Turfan’ın dillerini çok özenle incelemiştir. Katanov bu seyahatte Çin’de 1891 Şubatından 1892 Mayısına kadar 120 masal, 90 hikâye, 500’ün üzerinde rubai, 153 şarkı, 600’den fazla atasözü, 70 civarında halk inanışı, 38 bilmece, 900’den fazla rüya yorumu ve başka birçok malzeme derlemiştir.<br />
Üniversitede Doğu Dilleri Fakültesinde Arap, Fars, Türk-Tatar dilleri dersleri gördü ve bununla beraber Tarih Filoloji Fakültesinde Rus Tarihi ve Rus Edebiyatı dersleri dinledi. Petersburg o zamanlar oryantalistlerin merkeziydi. Akademi üyesi Radloff, Profesör N.İ. Veselovskiy ve İ.N. Berezin’in yönetiminde Sagay lehçeleri hakkındaki notlarını yeniden düzenledi ve bunları ilmi dergilerde yayımladı. Berezin ona Türk lehçeleri öğretmenliği yaptı. Radloff’dan şarkiyatın yeni bir kolunu, Türk fonetiğini öğrendi.<br />
Fakülteye başladıktan sonra bilim adamlarından özel Türkoloji hazırlık sınıfı dersleri alan Katanov, üniversite öğrenimi sırasında Berezin’den Türkçe ve Tatarca, V. D. Smirnov’dan Osmanlıca, V. R. Rozen’den Arap Dili ve Edebiyatı, V. A. Jukoski’den Fars Dili, P. Potkanov’dan İran tarihi, N. I. Veseloski’den doğu tarihini ve M. S. Zamislav’dan Rusça derslerini aldı. Katanov, bu fakültede eski ve yeni Türk dillerini öğrendi ve tarihi metinleri ve halk edebiyatını okudu. Üniversitedeki derslerinin yanında Türk dillerinin fonetiği hakkında Radloff ile özel olarak çalışan Katanov, Radloff’un kendi evinde verdiği bu dersler sayesinde Türk dillerinin fonetik özellikleri hakkında çok geniş bir bilgi sahibi oldu.<br />
1888’de Petersburg Üniversitesi Şark Fakültesini bitirdikten sonra, İlimler Akademisinin ilimi araştırma heyetine katılarak 1892’ye kadar Sibirya, Moğolistan ve Doğu Türkistan’da bulundu ve yerli Türk boylarının dil, folklor ve yaşayışları üzerine araştırma yaptı, malzeme topladı. 1893’ün sonunda Türk Tatar lehçeleri Yüksek Lisansı sınavını kazandı ve 12 Ocak 1894’te Kazan’a yerleşti. Kazan Üniversitesi Türk Tatar Lehçeleri Kürsüsü Profesörü unvanıyla VI. sınıflara öğretmen olarak görevlendirildi. Ölümüne kadar bu vazifede kalmıştır. Önce Türk dilleri üzerine dersler vermiş, sonra bunları edebiyat ve tarihi de içine alacak şekilde genişletmiştir. Bundan başka, Arap ve Fars dilleri üzerine de dersler vermiştir.<br />
Kazan’a geldiği sene üniversitenin Arkeoloji, Tarih ve Etnografya Cemiyetine (Obşçestvo Arheologii, İstorii i Etnografi- OAİE) üye ve sekreter seçilmiş, 1898’den 1914’e kadar da bu cemiyetin başkanlığını yapmıştır. Cemiyetin çıkardığı İzvestiya (Haberler)’nın müdürü ve başyazarı idi. Bu dergide onun, çoğu tenkit, tanıtma ve değerlendirme olmak üzere pek çok yazısı çıkmıştır. Kazan Tatarlarının kültür hayatı ve yayımladıkları eserler, onu yakından ilgilendiriyordu.<br />
Katanov, Kazanlı yazarlarla şahsen de tanışıyor ve onların çalışmaları üzerine yazılarında bilgi veriyordu. Mesela Kayyum Nasıri’den bahsederken, onu “Müslümanlar arasında Avrupa kültürünü yaymaya çalışan bir rehber” olarak gösteriyordu.<br />
Katanov’un doğu araştırmaları üzerine bibliyografya hazırlama hususunda da mühim bir yeri vardır. Yalnız Rusya’da değil, Batı Avrupa’da ve bilhassa Almanya’da bu konuda yürütülen çalışmalara katılıyor, mesela “Orientalische Bibliographie” için Rus ve İslam eserlerinin listesini hazırlıyordu.<br />
Fakat bütün bu gayret ve çalışmaları ile birlikte, Nikolay Katanov “Velikorus” muhiti içinde yine de bir yabancı, bir “inorodets”, yani başka cinsten, başka ırktan olan bir kimse idi. Çekik gözlü ve Moğol tipinde olduğu için, bu durum onunla ilk karşılaşmada kendini belli ediyordu. Bu yüzden çok defalar şovenist profesörlerin menfi tavrı ile karşılaşmıştır. Petersburg Üniversitesinde 1854’te kurulan ve henüz gelişme devresinde olan Şark Fakültesinde onun için yer bulunamamıştı ve bu yüzden Kazan’daki İlahiyat Akademisine gitmek zorunda kalmıştı. Onu burada da pek hoş karşılamadılar. Juze, Mihaylov, Koblov, Malov vb. gibi misyonerler; “Petersburg Üniversitesi Şark Fakültesi ve Moskova’daki Luzarev Şark Dilleri Enstitüsü mezunu Türkologlar, Asya halklarının tarihini, edebiyatını ve etnografyasını tarafsız bir gözle araştırıyor ve onlara sempati duyuyorlar. Bundan dolayı, Petersburg Üniversitesinden çıkmış olan Katanov, Kazan İlahiyat Akademisinde kürsü idare edemez” diyerek ayağını kaydırmaya çalıştılar.<br />
Katanov yine de mücadele etti ve Kazan’da tutunmayı başardı. Yeni yeni kurslar, dersler açarak içtimai hayatta ve basında birçok görevi seve seve yüklenerek kendisini kabul ettirmek ve bazı muhitlerde karşılaştığı yabancılık hissini unutturmak istiyordu. Onun rakip tanımayan emsalsiz bilgisi, birçok muarızlarını susturacak derecede geniş ve derindi. Şovenist profesörler heyeti, işlerine gelmediğinde onun bu çalışkanlığı ve bilgisi karşısında susmayı tercih ediyordu.<br />
Fakat hadiseler yine de tesirini göstermekten geri kalmadı. Ne kadar bilgili ve kabiliyetli bir ilim adamı ve ne kadar masum bir Hıristiyan olursa olsun, şovenist zümre içinde o yine de bir yabancı, bir “inorodedets” olarak kalmaya mahkûmdu. Ruhi sarsıntılarla vücutça da zayıf düşen Nikolay Fedoroviç Katanov, 1921 sonbaharında felç olmuş ve kendi kendine tedavi ile uğraşırken akciğer iltihabına tutularak, tıbbi müdahalenin yetişmesine imkân kalmadan 10 Mart 1922 günü vefat etmiştir.<br />
Katanov, eserlerindeki farklı meseleler ve değişik çalışmalarla, Şarkiyat alanında çok derin izler bırakmıştır. Onun, Tuvalıların Dilini İnceleme adlı eseri temel eseridir. Bu eser Şarkiyat ilminde Katanov’a çok geniş bir ün sağlamıştır. Katanov, kendisi hakkında “Benim mesleğim dilbilimdir, özellikle (Türk-Tatar) diyalektolojisi ve çeviri yazısı uzmanlık alanımdır” demektedir.<br />
Katanov’un sadece Şarkiyatla ilgili 181 makalesi bulunmaktadır. Hakkında otuzu aşkın yazı yayımlanmıştır. Enstitü kütüphanesinde Katanov’la ilgili 100’e yakın kayıt vardır. Hayattayken onlarca bilimsel kuruluşa ve kültürel oluşuma üyeliği bulunmaktaydı.<br />
İstanbul Üniversitesi’ndeki Kütüphanesi<br />
Katanov’un, Çarlık Rusyası’nın son dönemlerinde yaşanan ağır hayat şartları sebebiyle satışa çıkarmak zorunda kaldığı 9000 ciltlik kütüphanesinin yaklaşık 3500 cildi 1914 yılında Osmanlı hükümeti tarafından satın alınmış olup halen İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesinde bulunmaktadır. Bir kısmı da Kazan Üniversitesindedir. Katanov’un kitaplarının ülkemize ne zaman ve nasıl geldiği konusunda net bilgi bulunmamakla birlikte bizce kitapların, ilki 1914, ikincisi ise 1922 yıllarında olmak üzere iki grup halinde satın alınmış görünmektedir. 1914’de kitaplarını satmak isteyen Katanov, önce Rusya Bilimler Enstitüsüne müracaat eder. Enstitü bunu reddedince Sibirya Genel Valiliğine İrkutsk Üniversitesi için satın alınmasını ve Doğu Dilleri Fakültesi kurulmasını teklif eder, ama yine olumsuz yanıt alır. Bunun üzerine Türkistan Genel Valisine Taşkent Üniversitesi için bir teklifte bulunsa da yine red cevabı alır. Böylece kitaplarını resmi kuruluşlara satamayacağını anlayan Katanov, Leipzig’deki kitapçılara satmayı dener. Ancak kitapçılar işi ağırdan almaktadır. O sıralar Kazan’da bulunan Sadrazam Tevfik Paşa, çok kıymetli olduklarını anlayınca bir kısım kitapları Osmanlı Hükümeti adına satın alır. Bir rivayete göre kitapların satış haberini veren ve alınmasını tavsiye eden Zeki Velidî Togan, bir başka rivayete göre ise Gaspıralı İsmail Bey’dir. Ömer Faruk Akün’ün, hocası Nail Reşit Bey’den dinlediğine göre kitaplar 8000 ruble karşılığı satın alınmıştır. Ahmet Caferoğlu ise Katanov’un ölümünden sonra 1922 yılında eşinin kitapları satışa çıkardığını ve bir kısım kitapların 3000 altın karşılığında satın alındığını haber vermektedir. Koleksiyon önce Süleymaniye Kütüphanesinde muhafaza edilir, fakat daha sonra bir rivayete göre Mehmet Fuat Köprülü’nün isteği ve bizzat Atatürk’ün emriyle, bir başka rivayete göre ise Köprülü’nün, kütüphane kurulması meselesini sorması üzerine yine bizzat Atatürk’ün direktifiyle yeni kurulan Türkiyat Araştırmaları Enstitüsüne devredilir. Herhangi bir kayıt bulunmadığından hareketle kitapların, Süleymaniye Kütüphanesinde sadece muhafaza edildiği, kayda geçirilip istifadeye açılmadığı anlaşılmaktadır. Koleksiyon, çoğunluğu Rusça ve çeşitli Batı dillerinde yazılmış nadide kitap ve dergilerden oluşmaktadır. İlk elli kitap arasında bulunan Katanov’dan gelen yazma eserlerin temel özelliği eski tarihli ve Doğu Türkçesiyle yazılmış olmalarıdır. Konuları birbirlerinden farklı olan bu eserler arasında Ahmet Yesevi’nin Hikmetleri, el-Müslimi’nin Tevarih-i Bulgariyyesi, İsa et-Taşkendi’nin Kelile ve Dimne Tercümesi, Hafız, Kaşani ve Talib-i Amuli gibi İran şairlerinin Divanları gibi eserler bulunmaktadır. Genel olarak bakıldığında kitapların, Avrupa’nın belli başlı kentleriyle Rusya’nın birçok vilayetinde basılan kitaplar olduğu anlaşılmaktadır. Katanov’un, Doğu Türkistan’dan Finlandiya’ya, Güney Sibirya’dan Karadeniz’in kuzeyine kadar olan geniş bir coğrafyada yaşayan halkların dilleri, dinleri, kültürleri, örf ve âdetleriyle ilgili bulabildiği her türlü kitabı topladığını görmekteyiz. Bunların yanında gezi ve kazı raporları, şehir yıllıkları, müze katalogları, sikke katalogları, idare ve eğitim öğretim ile ilgili kanun ve yönetmelikler, istatistikler ve atlaslar, hukuk, tarih, siyaset gibi konular onun topladığı kitapların konularını oluşturmaktadır. Bu sebeple kütüphanenin, Orta Asya ve Sibirya halklarının etnografya, arkeoloji, folklor, kültür, dil ve dinleri üzerine araştırma yapacak olanların mutlaka görmek zorunda oldukları bir kütüphane olduğu kanaatini taşımaktayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nikolay Federoviç Katanov</p>
<p>Kaynakça<br />
AKÜN, Ömer Faruk; “Katanov Hakkında Türk Matbuatında Çıkan Haberler”, Doğumunun 140. Ölümünün 80. Yıldönümü Dolayısıyla Nikolay Federoviç Katanov Konferansları, İstanbul 12 Kasım 2002.<br />
BİRİNCİ, Nejat; “Atatürk’ün Emri İle Kurulmuş Bir İlim Yuvası: Türkiyât Enstitüsü”, Türk Dili, yıl: 34, XLIX, 403, Temmuz 1995, 55-79.<br />
DAVLETOV, Timur; &#8220;Hakas Prof. Nikolay Födoroviç, Katanov (19 Mayıs 1862-10 Mart 1922)&#8221;, Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, yıl 7, 18, 1999, 51-54.<br />
DAVLETOV, Timur; &#8220;Hakas Prof. Nikolay Födoroviç, Katanov (19 Mayıs 1862-10 Mart 1922)&#8221;, Türk Dünyası Tarih Dergisi, 145, Ocak 1999, 18-19.<br />
EKİCİ, Metin; &#8220;Hakasya&#8217;nın Büyük Bilimadamı Profesör Türkolog Nikolay Feodoroviç Katanov ve Eserleri&#8221;, Türk Kültürü, 423, 1998, 409-424.<br />
EREN, Hasan; Türklük Bilimi Sözlüğü I, Yabancı Türkologlar, TDK Yayınları, Ankara 1998, 186-187.<br />
GÜLEÇ, İsmail; Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi Kataloğu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 2007.<br />
İLGÜREL, Sevim; “Türkiyât Enstitüsü”, Türk Kültürü, 158, 39.<br />
KAÇALİN, Mustafa S.-TÜRKOĞLU İsmail; &#8220;Katanov Nikolay Fyodoroviç&#8221; DİA, 25, Ankara 2002, 28-29.<br />
KOKAVA, Irina; Nikolay Federoviç Katanov, (çev. Muvaffak Duranlı), TDK Yayınları, Ankara 1998.<br />
ÖZKAN, Mustafa; “Kuruluşunun 70. Yılında Türkiyât Enstitüsü”, Türkiyat Mecmuası, XX, 1997, 1-11.<br />
ÖZTUNA, Yılmaz; “Türkiyât Enstitüsü”, Hayat Tarih Mecmuası, yıl: 2, 5, 1 Haziran 1966, 20-21.<br />
SERTKAYA, Osman Fikri; “İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü”, Istanbuler Almanach, 2/1998, 38-39.<br />
SERTKAYA, Osman Fikri; “Kuruluşunun 80. Yılında Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü” Toplantısı Açış Konuşması, 12 Kasım 2004.<br />
TEMİR, Ahmet; &#8220;Türk (Hakas) Asıllı Rus Türkologu N. F. Katanov (1862-1922), Türk Dili, 427, Temmuz 1987, 148-153.<br />
TÜRKMEN, Fikret; &#8220;75. Ölüm Yıl Dönümünde Türk Soylu İlk Türkolog Nikolay Feodoroviç Katanov&#8221;, Türk Dili, 545, Mayıs 1997, 483-389.</p>
<p>YOLOĞLU, Güllü; &#8220;Ömrü Tarihe Dönmüş Bir Bilim Adamı: N. F. Katanov&#8221; Bilge Dergisi, 15, Kış 1998, 29-32.</p>
<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/nikolay-federovic-katanov/">Nikolay Federoviç Katanov</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klasik Türk Şiirinin Denizci Şairi Agehi</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/klasik-turk-siirinin-denizci-sairi-agehi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2018 18:48:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[16. yüzyıl Türk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Âgehî]]></category>
		<category><![CDATA[denizcilik terimleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaside]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[nazire (benzer)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?p=554</guid>

					<description><![CDATA[<p>Klasik Türk Şiirinin Denizci Şairi Agehi Murat Ali Karavelioğlu ÖZET 16. yüzyıl, Klasik Türk edebiyatının her bakımdan zirveye ulaştığı bir zaman dilimi olmuştur. Türk edebiyatının pek çok büyük şairi bu yüzyılda yaşamıştır. Osmanlı-Türk coğrafyasının her köşesinden çıkan şairler, bu edebiyatın gelişmesinde öncü rol oynamışlardır. Özellikle Rumeli toprakları her devirde olduğu gibi bu dönemde de hem [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/klasik-turk-siirinin-denizci-sairi-agehi/">Klasik Türk Şiirinin Denizci Şairi Agehi</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[Klasik Türk Şiirinin Denizci Şairi Agehi

Murat Ali Karavelioğlu

ÖZET
16. yüzyıl, Klasik Türk edebiyatının her bakımdan zirveye ulaştığı bir zaman dilimi olmuştur. Türk edebiyatının pek çok büyük şairi bu yüzyılda yaşamıştır. Osmanlı-Türk coğrafyasının her köşesinden çıkan şairler, bu edebiyatın gelişmesinde öncü rol oynamışlardır. Özellikle Rumeli toprakları her devirde olduğu gibi bu dönemde de hem sayıca hem de nitelik olarak büyük şairler yetiştirmiştir. Yenice Vardarlı Âgehî de bunlardan biridir. İstanbul&#8217;a geldikten sonra Osmanlı deniz gücü içinde yer almış olan şair, bugün elimizde bulunan az sayıdaki şiirinde dönemin denizcilik terimlerini başarı ile kullanmış ve bu yönüyle edebiyatımızda müstesna bir yer edinmiştir. Onun baştan sona denizcilik dili ile örülü ünlü kasidesi, benzerleri arasında büyük bir şöhret kazanmış ve uzun asırlar şiir mecmualarında yer almıştır. Birçok şair, bu kasideye nazireler yazmış; ancak hiç birisi Âgehî&#8217;ninki kadar başarılı olamamıştır. Böylesine haklı bir şöhreti olan söz konusu şiir hakkındaki yorum ve değerlendirmelerimiz, bu makalenin konusunu teşkil etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Âgehî, kaside, denizcilik terimleri, nazire (benzer), 16. yüzyıl Türk edebiyatı

Türk tarihinin her bakımdan gelişme ve yükselme devresini teşkil eden zaman dilimi 15. ve 16. asırlardır. Siyasi, iktisadi ve içtimai olarak bir hayli gelişmenin kaydedildiği bu asırlarda, sanat ve kültür faaliyetleri de fevkalade bir mevkie erişmiş bulunuyordu. Nitekim bu asırlar için söylenilegelen “Türk Asrı” adlandırması, isabetli bir adlandırmadır. Bu müspet ve yüksek seviyeye ulaşılmasını sağlayan etkenlerden biri şüphesiz devletin güçlü olması ve askerlik sanatında eriştiği noktadır. Karada -doğuda ve batıda olmak üzere- sürekli zafer kazanan Osmanlı ordusu, çağın koşulları icabı sahip olduğu güçlü donanması ile denizde de büyük başarı elde etmiş; bütün bir Akdeniz’e hâkim olmanın, Karadeniz’i bir göl halinde kuşatmanın yanı sıra Hazar Denizi gibi uzak iç denizlere ve Hint Okyanusu ile Arap denizlerine dahi hükmedebilmiştir. Öte yandan yükselen refah seviyesine mutabık bir biçimde İstanbul’da denizin, denizde hayatın, eğlencenin, gezintilerin günlük yaşamın bir parçası haline geldiğini görmekteyiz. Denizin gerek askerî harekât ve seferlerde, gerekse saadet ve mesire hayatında toplumun sürekli merkezinde olması konunun, günlük yaşamın en güçlü tercümanı olan sanatkârın da gündemini oluşturması neticesini doğurmuştur.

Klasik Türk Şiirinin Denizci Şairi Agehi
Osmanlı dönemi Türk edebiyatına bakıldığında 16. asır, güçlü şair ve yazarların yaşadığı, büyük eserlerin verildiği, edebiyatın her alanında kalem oynatıldığı parlak bir yüzyıl olmuştur. Klasik Türk edebiyatının büyük divanlarının, önemli mesnevilerinin ve nesir sahasında bazı güzel örneklerinin verildiği bu devirde bir takım sahalara ait hususi ıstılahların kimi şairlerce bilinçli bir şekilde edebiyata sokulduğu, hakiki ve mecaz anlamlarıyla kullanıldığı, duygu ve hayallerin bu özel tabirlerce ifade edildiği görülmektedir. Mesela çiçek adlarının özellikle kullanıldığı şiirler yazıldığı gibi mahalli ağız özelliklerinin bilhassa öne çıkarıldığı eserler de yazılmıştır. Okçuluk tabirlerinin sıkça kullanıldığı eserlerin yanı sıra musiki terimlerinin sıkça kullanıldığı eserler de kaleme alınmıştır. Türk edebiyatının genel seyrine ve ediplerin devirler içindeki çeşitli temayüllerine bakıldığında bu türden tercihlerin yaygın olmadığını söyleyebiliriz. İşte bunların belki de ilk akla geleni 16. yüzyıl şairlerinden olup Osmanlı donanmasının en güçlü bir devresinde deniz seferlerinde de bulunan Âgehî’dir. Öte yandan denizci ıstılahatının edebiyatta doğrudan veya dolaylı olarak kullanılması sadece Âgehî’nin yaptığı bir şey olmayıp sonraki devirlerde de bu türden şiir yazan şairlere rastlanmıştır.<img decoding="async" class="size-large wp-image-559 alignnone" src="http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/wp-content/uploads/2018/05/Denizci-Şairi-Agehi-Murat-Ali-Karavelioğlu-1024x768.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/wp-content/uploads/2018/05/Denizci-Şairi-Agehi-Murat-Ali-Karavelioğlu-1024x768.jpg 1024w, https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/wp-content/uploads/2018/05/Denizci-Şairi-Agehi-Murat-Ali-Karavelioğlu-300x225.jpg 300w, https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/wp-content/uploads/2018/05/Denizci-Şairi-Agehi-Murat-Ali-Karavelioğlu-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" />
Âgehî, fevkalade güzel şiirler yazan fakat bugünkü bilgilerimize göre az yazmış bir şairdir. Elimizde bir divanı bulunmayan şairin bu az sayıdaki şiirlerine 16. ve 17. yüzyılda derlenmiş şiir mecmualarında rastlanır. Buna rağmen dönemin tezkire yazarları kendisinden övgüyle söz ediyorlar: “Şiir sanatının inceliklerine vakıf, güzel şiir yazmaya kadir, şuh tabiatlı, hoş sohbet, şiirleri beğenilen, kendisi de latif ve zarif bir kimse…”
Rahmetli hocamız Âmil Çelebioğlu, edebiyatımızda gemici diline dair yazdığı makalesinde Halk ve Divan şiirinde gemiyle ilgili hususları üç gruba ayırarak ele almıştır. Buna göre denizciliğe dair kelime ve tabirlerin doğrudan veya benzetmelerle kullanıldığı şiirler, deniz ve denizciliği ilgilendiren her konuda methiye veya hikâye nevinden müstakil olarak yazılmış ya da bir eser içinde yer alan parça şiirler, gemici diliyle yazılmış şiirler şeklinde bir tasnif ortaya çıkmıştır. Burada söz konusu edeceğimiz şair Âgehî, üçüncü kısma girmektedir.
Âgehî’nin şiiri 31 beyitlik bir kasidedir. Konusunu, rivayete göre bizzat başından geçen, daha doğrusu karşılık bulamadığı bir aşk oluşturmaktadır ve konunun anlatımı bakımından kendi içinde bölümlere ayrılır. Buna göre ilk birkaç beyitte şair, sevgiliye hitap ederek aşkına karşılık vermediği için ona sitemlerde bulunur. Takip eden beyitlerde şair aşkı engin bir denize, gönlünü de gemiye benzeterek çektiği sıkıntıları dile getirir. Bir ara zahide ve aşktan behresi bulunmayan ağyara seslenerek gerçek aşkın ne demek olduğu üzerinde durur. Nihayet İlahi aşkın yüceliğini ve dünyanın -dolayısıyla- mecazi aşkın fani oluşunu hatırlatarak kasideyi bitirir.
Âgehî’nin, bu orijinal kasideyi, Piyale Paşa ile birlikte donanma seferinde iken yazmış olabileceğini düşünebiliriz. Kasidenin bilahare Piyale Paşa vasıtasıyla Kanuni’ye de sunulduğu göz önüne alındığında 1555 yılında veya biraz sonra yazıldığı tahmin olunabilir. A. Tietze, Türk şiirinde gemici dili üzerine yazdığı üç değerli makaleden birinde kasidenin yazılış tarihi üzerinde durur ve haklı gerekçelerle 1555-1558 tarihleri arasını verir.
Âgehî’nin yaşadığı devir, Türk denizcilik tarihinin pek büyük bir gelişme gösterdiği yıllardır. Bu dönemde Osmanlı Devleti, dünyanın en büyük ve güçlü donanmalarından birine sahiptir ve karada olduğu gibi denizlerde de önemli başarılar elde edilmektedir. Denizciliğin ulaştığı seviye böyle iken denizciler arasında gelişen özel bir terminolojinin varlığını da kabul etmek gerekir. Karadan aylarca uzak yaşayan denizciler, bu yönüyle belki de bir yaban hayatı yaşamakta idiler. Zira imkânları bir hayli kıt ve yaşam şartları oldukça zordu. Zamanla deniz askerlerinin ve korsanların kendi aralarında konuştukları bir terminoloji meydana çıktı ki eskiden kaba sayılan bu lisana “lisan-ı mellahan (=denizci dili)” adı verilirdi. İşte bu dilin birçok kelimesini edebiyata sokan şairlerin başında Âgehî gelir. Gerçi ondan önce de gemici lisanının kimi tabirlerini şiirde kullananlar çıkmıştır (msl. Yetîm), fakat ne önce yazılanlar ne de sonra yazılanlar onunki kadar başarılı olabilmiştir.
Tezkire yazarı Âşık Çelebi, Âgehî’den bahsederken onun gençliğinde bir gemici güzeline âşık olduğunu, karşılık göremediği bu aşk yüzünden deli divane olup aşkını anlattığı ve gemici ıstılahları ile örülü daha önce benzeri görülmemiş bir kaside yazdığını ve bu şiirin denizlerde ve karalarda herkesçe bilindiğini ve beğenildiğini söylemektedir. İyi ama aşk şiirinin yaygın adı gazel iken, hele Osmanlı’da aşkın kısa fakat derinlikli anlatımı genellikle gazelle yapılırken, zor şartlarda yaşayan bu şair aşkını acep niçin kaside yazarak dile getirmek istemiştir? Kısaca toparlanamayacak kadar uzun bir macera ise, kafiye seçimindeki serbestlik ve kısa aruz kalıplarının seçimine imkân veren mesneviyle yazmayı düşünmemiş midir? Bize göre çeşitli hayalleri bir konu etrafında birleştirmenin mümkün olduğu ve üstelik form itibariyle gazele yakın duran kasidenin seçimi isabetsiz bir seçim sayılmaz. Çünkü kasidenin -klasik anlamda- nesip bölümü diyemesek de âşığın/şairin halini anlatan başlangıç kısmı, tegazzüle gerek duyurmayan bir aşk tasvirini içermektedir. Nitekim daha önce belirtildiği gibi, şiirin bilahare padişaha arz edilmiş olması kaside formunun doğru bir tercih olduğunu gösteriyor gibidir. Zaten Âgehî’nin asıl amacı, aşkını duyurmak değil, onu özel bir kelime kadrosu ile anlatmayı başarmaktır ve bugünden bakıldığında muvaffak olduğu kesindir.
Âgehî’nin bu ünlü kasidesi her şeyden önce âşıkanedir. Şairin kullandığı tabirler çoğu zaman teşbih ve telmih yoluyla yer almış, şairin meramını latif ve zarif bir şekilde dile getirmesinde müessir olmuştur. Kaside boyunca yoğun olarak kullanılan tabirler ve yapılan teşbih ve istiareler başta gemi olmak üzere gemi seyahati, gemi alet ve edevatı, deniz ve deniz seferini ilgilendiren pek çok tasviri göz önüne sermektedir. Nitekim rahmetli Âmil Çelebioğlu, Halk ve Divan şiirlerini esas aldığı daha kapsamlı ve yukarıda söz konusu ettiğimiz çalışmasında gemi ve gemicilik ile denizciliği ilgilendiren tabirlerle yapılan benzetmeleri tek tek ele almıştır. Kaside,
Çekdürüp firkatanı bizden ırağ oldu sen
Bahr-i firkade niçe furtunalar çekdüm ben
matlaıyla başlar. Kasidenin esas başarısı yapılan teşbih, temsil ve telmihlerin gemici lisanının tabirlerinin çok yerinde ve ustaca kullanılmasındadır. Mesela şair şu beyitte “kenâr (=kıyı, yan)” ile “kenâr eylemek (=yanına çekmek, koynuna almak)” kelimelerini yerli yerinde ve büyük bir ustalıkla kullanmıştır:
Götür ırgalyayı olma paçariz ey ağyâr
Yâri ben bahr kenârında kenâr eyler iken
Keza Hızır (a.s.) ile ilgili tasarrufu çok ilgi çekicidir. Bu arada açık denizlerde sürekli tehlike içinde yaşayan leventlerin hayatında Hızır (a.s.)’ın büyük yer tuttuğunu hatırlamak gerekir.
Seyr iden yüzüni deryâda irişür Hızıra
Kadre uğrar seni bir kerre kadırgada gören
16. yüzyılda gemici lisanını kullanan başka denizci şairler de vardır. Nigârî ve Kâtibî mahlaslı Seydi Ali Reis bunların en bilinenleridir. Şair oldukları kadar şairlerin hamisi de olan bu kişiler, kaynakların ifadesine göre dönemin edebiyat dünyasının çok tanındık ve sevilen simalarıdır. Âgehî’nin, kasidesinde gösterdiği muvaffakiyet henüz çağından itibaren büyük bir beğeni ve heyecanla karşılandı. İstanbul’un en seçkin edebî mahfillerinde, meclislerinde herkesin merakını mucip bu eserin coşku ve ilgiyle okunduğuna şüphe yoktur. Âgehî’den kısa bir süre önce Yetîm’in bu meyanda bir murabba yazdığını daha önce söylemiştik. Henüz 16. asırda Molla Mehmed ile Zaʻfî mahlaslı bir şair Âgehî’nin kasidesine tahmisler yazmışlardır. A. Tietze’nin, haklarında neredeyse hiçbir bilgi bulunmayan ama her ikisinin isminin de Mehmed olduğunu bildiğimiz bu şairlerin aynı kişi olabileceği yönündeki tahmini dikkate değerdir.
Kasideye, aralarında çok meşhur şairlerin de bulunduğu küçük bir şairler topluluğunun nazire yazdığı bilinmektedir. Sâatî, Taşlıcalı Yahya, Derûnî, Üsküdarlı Aşkî ve Gubârî gibi şairler bunlardandır. Bu şairlerden bazılarının, metni yalnızca şeklen tanzir ettiği görülürken bazıları yalnızca kelime kadrosundan yararlanmıştır. Kimisinde soyut bir anlatım söz konusu iken kiminde ise tasvirler tamamen farklı mekânlara dönüktür.
17. yüzyıla gelindiğinde Zârî, Reʼfet gibi şairlerin de gemici lisanını kullanarak gazel yazdığını görüyoruz. 18. yüzyılda Bursalı Feyzî de bu vadide bir gazel yazarken 19. yüzyıl şairlerinden Rasih İbrahim Efendi’nin denize ait bazı kelimeleri kullanarak, ama gemici terminolojisinden -Âgehî’ye nazaran- oldukça uzak bir tarih manzumesi kaleme aldığı görülmektedir. Bütün bunlar, Türk denizciliğinin zirveye ulaştığı 16. yüzyıldan itibaren Divan şiirinin ömrünü tamamladığı 19. asra kadar eski şairlerimizin ve bilhassa denizci şairlerimizin klasik Osmanlı Türkçesine, edebiyatına ve kültürüne yaptıkları özellikli katkıyı gözler önüne sermektedir.
Bugünkü bilgilerimize göre Âgehî’nin kasidesi etrafında gelişen bu eğilim, nazire edebiyatımızın daha çok edebiyat modasını belirleme yönünü örneklendirmektedir. Çünkü biz bu sayede başta aşk olmak üzere çeşitli duyguların anlatımında gemici lisanına olan ilginin boyutlarını ve dönemin temayül ve beğenilerini takip ediyoruz.
KAYNAKLAR
Abdullah Bulut; “Râsih’in Gemi ve Gemicilikle İlgili Bir Tarih Manzumesi”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 21, Erzurum 2003, 73-83.
Ahmet Atilla Şentürk &#8211; Ahmet Kartal; Üniversiteler İçin Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul 2004, 281-283.
Âmil Çelebioğlu; “Eski Türk Edebiyatında Gemiyle İlgili Şiirler ve Bazı Husûsiyetler”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Birinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri (13-17 Ekim 1988), Samsun 1988, 17-47.
Âmil Çelebioğlu; Kanûnî Sultân Süleymân Devri Türk Edebiyatı, MEB Yayınları, İstanbul 1994, 45-48.
Andreas Tietze; “XVI. Asır Türk Şiirinde Gemici Dili: Nigârî, Kâtibî, Yetîm”, 60. Doğum Yılı Münasebetiyle Fuad Köprülü Armağanı, TTK Basımevi, Ankara 2010, 501-522.
Andreas Tietze; “XVI. Asır Türk Şiirinde Gemici Dili: Âgehî Kasidesi ve Tahmisleri”, Türkiyat Mecmuası, 9, İstanbul 1946-1951, 113-138.
Andreas Tietze; “XVI. Asır Türk Şiirinde Gemici Dili: Âgehî Kasidesine Nazireler”, Zeki Velidî Togan’a Armağan (Doğumunun 120. Yılı Münasebetiyle), TTK Basımevi, Ankara 2010, 451-466.
Haluk İpekten &#8211; M İsen &#8211; R. Toparlı &#8211; N. Okçu &#8211; T. Karabey; Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü, KTB Yayınları, Ankara 1988.
İskender Pala; “Âgehî”, DİA, 1, İstanbul 198, 448-449.
İskender Pala; “Hikmet Denizinde Gemiler”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, 21, 2, Nisan 1992, 52-57.
İskender Pala; “Osmanlı Şiirinde Gemici Dili”, Şairlerin Dilinden, Kapı Yayınları, 2014, 289-297.
Sadeddin Nüzhet Ergun; “Âgehî”, Türk Şairleri, 1, 16-18.
Ufuk Küsdül; “XVI. Asır Divan Edebiyatında Gemici Diliyle Yazılmış Şiir Örnekleri-Âgehî’nin Kaside-i Keştî’si ve Tahmisleri-Yetim’in Murabba’ı”, http://ufukksdl.blogspot.com.tr/2012/10/xvi-asir-divan-edebiyati-gemici-diliyle.html<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/klasik-turk-siirinin-denizci-sairi-agehi/">Klasik Türk Şiirinin Denizci Şairi Agehi</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhibbi&#8217;nin Şiir Estetiği</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/muhibbinin-siir-estetigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 May 2018 18:03:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Muhibbi'nin Şiir Estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[Muhibbî’nin Üstadları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?p=501</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Murat Ali Karavelioğlu: Muhibbi’nin Edebi Kişiliği ve Sanatının Özellikleri &#160; Murat Ali Karavelioğlu’na göre geleneğin yetiştirdiği şairlerden biri olan Muhibbi, yetiştiği geleneğe sıkı sıkıya bağlı bir şairdir. İstanbul’dan uzaklarda yazdığı ilk şiirleri iptidaidir. Bunlarda çoğunlukla ıstırap ve kanaatkârlık duyguları ağır basar. Padişahlık hayatında yazdığı daha çok sayıdaki şiirinde sanatının olgunlaştığı görülür. Aşk, coşku, [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/muhibbinin-siir-estetigi/">Muhibbi&#8217;nin Şiir Estetiği</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doç. Dr. Murat Ali Karavelioğlu: Muhibbi’nin Edebi Kişiliği ve Sanatının Özellikleri</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><u>Murat Ali Karavelioğlu</u>’na göre geleneğin yetiştirdiği şairlerden biri olan Muhibbi, yetiştiği geleneğe sıkı sıkıya bağlı bir şairdir. İstanbul’dan uzaklarda yazdığı ilk şiirleri iptidaidir. Bunlarda çoğunlukla ıstırap ve kanaatkârlık duyguları ağır basar. Padişahlık hayatında yazdığı daha çok sayıdaki şiirinde sanatının olgunlaştığı görülür. Aşk, coşku, heyecan, kahramanlık ve tefekkür şiirleri yazmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi</p>
<p>Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>beytiyle başlayan gazeli asırlardır milletin hafızasında ve dilindedir. Padişahlığını ve cihangir bir savaşçı oluşunu hatırlatan çok sayıda şiire rastlamak mümkündür. Hürrem Sultan’a duyduğu büyük aşkı terennüm ettiği ince ve zarif söyleyişli gazelleri vardır. Oğullarının ıstırabını dile getirdiği şiirleri de son derece başarılıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Doç. Dr. Murat Ali Karavelioğlu: Şairin Sanat Kudreti ve Şiir Dili</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sanat kudreti bakımından vasatın üzerinde bir şair olarak değerlendirilebilecek olan Muhibbi’nin şiirleri, şiirinin unsurları ve özellikleri Divan Şiirinin genelinden farklı değildir. Zülf, dudak, göz ya da kaş, tüm şairlerde olduğu gibi Muhibbi’de de öyledir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şairin kullandığı dil o devrin klasik Osmanlı Türkçesidir. Döneminin şairlerine bakıldığında Muhibbi’nin dili daha sadedir. Arapça-Farsça kelimelerin oranı daha düşüktür. Çünkü Muhibbi, bir padişah olmakla çok geniş kitlelere hitap etme zorunluluğundadır. Vasat bir şair olduğundan şiirlerinde imale ve zihaflar bir hayli çoktur. Mesela şu beyit ne kadar sadedir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Günde bir kez görmesem halüm nolur dirken benüm</p>
<p>Bir yıl oldı görmez oldum anı andum agladum</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Doç. Dr. Karavelioğlu: Muhibbî’nin Üstadları</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhibbi Türk şairlerinden en çok Nevayi, Ahmet Paşa, Necati, Baki, Fuzuli ve Hayali’nin tesirinde kalmıştır. Mesela Ahmet Paşa:</p>
<p>Gül yüzünde saçdı anber kâkül-i müşkîn-i dost</p>
<p>İtdi can bûyın muattar kâkül-i müşkîn-i dost</p>
<p>Muhibbi:</p>
<p>Gül yüzünde kodı anber kâkül-i müşkîn-i dost</p>
<p>Eyledi kendüyi çenber kâkül-i müşkîn-i dost</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sadi, Hafız, Cami, Selman, Nizami, Attar gibi İran şairlerinin de etkisi altında kalan şair, Arap edebiyatından Hassan’ın etkisindedir. Birçok beytinde bu şairlere övgü dolu ifadeler vardır. Tabi bunda, kendini üstün görme hissi de bulunmaktadır.</p>
<p>Bunların yanı sıra Baki, Mesihi, Sevdayi, Ulvi, Azadi ve oğlu Mustafa gibi şairler onun şiirlerine nazire yazmışlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><em>Murat Ali Karavelioğlu</em>: Muhibbi Şiiri Neleri Anlatır?</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şiirinde Allah’a ve Peygamber’e övgü dolu ifadeler yer alır. <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Tasavvuf">Tasavvufi</a> unsurlara tesadüf olunmakla birlikte bunlar Divan Şiirinin malzemeleri arasında gerektiğinde kullanılmışlardır. Asıl gaye olmaktan uzaktır.</p>
<p>Muhibbi’nin şiirlerini muhteva ve üslup bakımından üç gruba ayırmak mümkündür: 1. Hükümdarlığını, sultan şahsiyetini ve havasını yansıtan veya hamasi yönü olan şiirler. 2. Hikemi, fikri, talimi mahiyet ve öğüt verici veya tasavvufi-dini türden şiirler. 3. Âşıkane, rindane mahiyetteki şiirler.</p>
<p>Şiirlerinde devlet, ferman, sultan, abd, kul, asker, leşker, tuğ, liva, şah, kişver, alem, tabl, tuğra, taç vb. kelimelerin çok geçmesi tesadüfi değildir.</p>
<p>Şiirlerinde onun çeşitli görüşlerini bulabiliriz. Sayıca çok olmaları da buna imkân vermektedir. Şair için şiir söylemek bir bakıma başka bir âleme hicret etmektir. Şair hakikatten bahsetmelidir. Şiirinde ayet ve hadislere çokça yer vererek hakikatleri konu edinir.</p>
<p>Muhibbi’nin şiirleri genellikle âşıkane, rindane mahiyettedir. Bu hususla mahlası arasında bir ilişki olduğu muhakkaktır. Şiirinin özüne şu beyitle işaret eder:</p>
<p>Kim ki öğrenmek diler aşkın rümûzın serteser</p>
<p>Okısun görsün Muhibbî defter ü dîvânımuz</p>
<p>Bazı gazellerinde ise Allah’a ve Hz. Peygamber’e olan derin aşk ve saygısını dile getirdiği görülür.</p>
<p>Sonuç olarak Muhibbi aynı zamanda bir söz sultanıdır. Mahlasıyla mütenasip şiirleri daha çok âşıkane ve rindanedir. Tefekkür şiirleri de az değildir. Dili, gayet sade ve akıcı olup bazı çağdaşlarına nazaran tamlamalar ve yabancı kelimeler daha az nispettedir. O içinden geldiği gibi söylemekte ve tasannudan uzak durmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Doç. Dr. Murat Ali Karavelioğlu: Muhibbi’nin Hâmiliği</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhibbi’nin Türk kültür ve edebiyatına hizmeti yalnızca şairliği yönüyle değildir. O aynı zamanda Türk tarihinin en görkemli edebiyat ve sanat ortamlarından birini oluşturmakla da büyük hizmet ifa etmiştir. Onun döneminde saray, devlet büyüklerinin konakları, esnaf muhitleri tam bir kültür ve edebiyat mahfeli olarak öne çıkmıştır. İstanbul başta olmak üzere Edirne, Bursa, Kütahya, Manisa, Üsküp, Saraybosna, Kahire, Bağdat gibi merkezler yüzyılın ve sonraki asırların edebi mahfelerinin başında gelmektedir. Bir yandan Halk Edebiyatı Karacaoğlan, Kul Pîrî, Karaoğlan, Âşık Garip, Âşık Kerem, Oğuz Ali gibi şairler elinde gelişirken öte yandan Divan Şiiri altın çağını yaşamaya başlamıştı. Baki, Âgehi, Emri, Figani, Fuzuli, Yahya Bey, Zati gibi şairler devrin önemli isimlerindendir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrıca Kanuni Sultan Süleyman, devrini ve zaferlerini kaleme aldırmakla Süleymanname türünde pek çok eserin yazılmasını da sağlamıştır.</p>
<p>“Devrimde Sinan gibi bir mimar, Baki gibi bir şair yetiştiği için pek bahtiyarım” sözünün Kanuni’ye aittir.</p>
<h2>&nbsp;</h2>
<h2>Doçent Doktor Murat Ali Karavelioğlu: Muhibbi Divanı’na Dair</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Divanı 1987 yılında Coşkun Ak tarafından nesre çevirili olarak yayımlandı. Kaside bulunmayan divanda yaklaşık 2800 gazel yer alıyor. Ayrıca murabba, muhammes, rübai, elifname, kıta, beyit, müfred vb. nazım şekilleriyle yazılmış manzumeler içeriyor. Bu haliyle Edirneli Nazmi’den sonra edebiyat tarihimizin en hacimli divanlarından biridir.</p>
<p>Muhibbi hakkında görüşlerine başvurulan <u>Murat Karavelioğlu</u>’na göre divanın, Türkiye kütüphanelerinde 20 civarında nüshası var. Bunlardan 7 tanesi İstanbul Üniversitesi Yazma Eserler (Nadir Eserler) Kütüphanesi’nde bulunmakta. Divanın en güzel nüshalarından biri bu kütüphanedeki 5467 numaralı nüsha olup bir özel şirketin katkılarıyla tıpkıbasım olarak yayımlanmıştır. Kendi hattıyla yazdığı şiirlerden oluşan bir nüsha Prof. Dr. Orhan Yavuz tarafından yayımlanmıştır.&nbsp; 2016 yılında ise Prof. Dr. Kemal Yavuz ve Prof. Dr. Orhan Yavuz, <em>Muhibbi Divanı</em>’nı, mecmualardaki manzumeleri de toplayarak 4000’i aşan şiir sayısıyla yayımlamışlardır.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</strong>’na teşekkür ederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/muhibbinin-siir-estetigi/">Muhibbi&#8217;nin Şiir Estetiği</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiir Mecmualarının Önemi</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/turk-edebiyatinda-siir-nazire-mecmualarinin-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 May 2018 17:04:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mecmuaların Kaynak Eser Değeri]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?p=498</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu : Türk Edebiyatında Şiir/Nazire Mecmualarının Önemi* &#160; Türkiye’de şiir mecmuaları üzerinde çalışan araştırmacılardan biri de Murat Ali Karavelioğlu&#160;’dur. Bu konuda çok sayıda makale yazan, bildiri sunan ve kitap hazırlayan Karavelioğlu&#160;’nun, mecmuaların önemine dair anlattıklarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. &#160; Ülkemizde ve dünyanın çeşitli kütüphanelerinde kayıtlı olduğunu bildiğimiz binlerce şiir/nazire mecmuası, hem [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/turk-edebiyatinda-siir-nazire-mecmualarinin-onemi/">Şiir Mecmualarının Önemi</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu : Türk Edebiyatında Şiir/Nazire Mecmualarının Önemi</strong><strong>*</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p>Türkiye’de şiir mecmuaları üzerinde çalışan araştırmacılardan biri de <u>Murat Ali Karavelioğlu&nbsp;</u>’dur. Bu konuda çok sayıda makale yazan, bildiri sunan ve kitap hazırlayan <u>Karavelioğlu&nbsp;</u>’nun, mecmuaların önemine dair anlattıklarını sizlerle paylaşmak istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ülkemizde ve dünyanın çeşitli kütüphanelerinde kayıtlı olduğunu bildiğimiz binlerce şiir/nazire mecmuası, hem genel vasıfları hem de kendilerine has özellikleriyle ilginç, önemli, zevkli ve hatta eğlenceli kaynak eserlerimizdendir. Mecmua, bir araya getirilmiş demektir. Buradan hareketle bir edebiyat terimi olarak mecmua, çeşitli şairlerin şiirlerinden örneklerin bir defterde toplandığı eserlerin genel adı olarak karşımıza çıkar. Ancak bu kısa tanımı açmak gerekir. Mecmualar, sadece bir şairin eserlerinden örnekleri ihtiva edebildiği gibi belirli bir zaman diliminde yaşamış yahut belirli bir meslek grubuna ait şairlerin şiir örneklerini de içeriyor olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatta sadece belli bir nazım şekli ya da türünde şiir örneklerinin toplandığı mecmualar vardır. Mesela kaside mecmuaları, lugaz mecmuaları, naat mecmuaları böyledir. Üstelik bilindiği gibi mecmualar sadece şiir örneklerini muhtevi değildir. Fetva mecmualarından münşeat mecmualarına, hadis mecmualarından feraiz mecmualarına kadar hemen her konuyu ilgilendiren mecmualar derlenmiştir. Uzun yıllar içinde derlenen, bazen derleyeni/müstensihi öldükten sonra başkalarının eklemeleriyle genişleyen bu eserler; adeta takvim yaprakları veya not defterleri gibi birbiriyle ilgisiz pek çok konuda kayıtların yer aldığı zengin muhtevalı eserler hâline gelirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O günün insanlarının faydalı saydığı her türlü bilgi genellikle mecmualara kaydedilir ki bu, kelimenin lugat anlamıyla bağdaşır. Muhtemelen böyle seçkiler yapılmaya başlanmadan evvel dua metinleri, ilaç terkipleri, doğum ve ölüm tarihleri, önemli görülen tarihler, önemli hadiseler gibi kayıtlar defterlere yazılıyordu ve bu, çok eski bir alışkanlıktı. Zaman içerisinde edebî mecmuaların derlenmeye başlamasıyla bu türden kayıtların, çoğu zaman “fevaid” adı altında mecmualara kaydedildiğini kestirmek güç değildir.</p>
<h2>&nbsp;</h2>
<h3>Prof.Dr.Murat Ali Karavelioğlu: Mecmuaların Derlenmesine Dair</h3>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mecmualar derlenirken belirli kurallara uyulur. Rastladığımız birkaç mecmua hariç mecmualarda; alfabetik sıralama, kronolojik sıralama, konu bütünlüğüne riayet gibi kıstaslara uyulmadığı görülse de örneğin nazım şekillerine göre bir tertibin sıkça yapıldığına tesadüf olunur. Böylece gazel mecmuaları, kaside mecmuaları, musammat şekillerin toplandığı mecmualar gibi tertip özelliği olan eserler ortaya çıkar. Bu türden mecmuaların belki de en bilinen örneği Budinli Hisalî’nin, çeşitli şairlerin matla beyitlerini bir araya getirdiği <em>Metâliʻü’n-nezâir</em>’idir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mecmualar tek bir dilde yazılmamış olabilir. Bir şiir mecmuasının dili Türkçe olsa da içinde çok sayıda Arapça, Farsça şiir örneklerine rastlamak mümkündür. Hatta bazen <a href="http://www.romeyika.com/index.php/tr/8-makaleler/7-sozluk">Rumca</a>, Sırpça, Ermenice gibi şiir numunelerine dahi tesadüf edilir. Dolayısıyla böyle eserler bir yönüyle geniş bir zamanı kuşatırken diğer bir yönüyle de ait olunan medeniyet havzasını kucaklar niteliktedir. Osmanlı devri Türk şiirine bakıldığında Arapça, Farsça ve diğer milletlerin dillerinin Türkçe çatısı altında bir edebiyatı meydana getirdiği görülür. Yani Hafız’ı okumamış, okuyamıyorsa dinlememiş; İmreü’l-kays’dan haberi olmayan bir Osmanlı şairi düşünülemez. Hâl böyle olunca Türkçe şiir mecmualarındaki diğer bir zenginlik de ortaya çıkar.</p>
<h2>Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu: Mecmuaların Kaynak Eser Değeri</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak eserler olmaları bakımından mecmuaları ayrıca değerlendirmek gerekir. Nitekim edebiyat tarihinin yazılmasında bu eserlerin çok önemli bir yeri vardır. Çeşitli sebeplerle divana girmemiş şiirlere mecmualarda rastlamak mümkündür. Mesela şair, divanını tertip ettikten sonra da şiir yazmış olabilir ve bunlar, meraklılarınca kaydedilmiş ve genellikle mecmualara alınmışlardır. Hatta divanı bulunmayan bir şairin belki bütün şiirleri veya şiirlerinden bazıları mecmualarda karşımıza çıkmaktadır. Şiir/nazire mecmuaları, hangi şairlerin hangi şiirlerinin beğenildiğini, döneminde ve sonraki devirlerde popüler olduğunu gösterir. Hele nazire mecmualarında bu husus daha sağlam belirir. Hangi şairler üstat kabul edilmiş, onların hangi şiirlerine nazire yazılmış, etkisi ne kadar sürmüş bütün bunlar mecmualardan elde edilen bilgilerdendir. Böylece mecmualar, uzun devirlerin edebî zevk ve beğenilerini, tercihlerini ortaya koyar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><u>Murat Karavelioğlu</u>’nun vurguladığı bir diğer husus şudur: Mecmualar çoğu zaman çok dikkatli, özenli, şiir ve edebiyat bilgisi olan ve zevk sahibi kimseler tarafından derlendikleri için içlerindeki şiirler; zaman zaman şairin divan nüshalarını düzeltir mahiyettedir. Böyle örneklere, divan çalışmalarında kullanılan mecmualar göz önüne alındığında sıkça rastlanmaktadır. Başta tezkireler olmak üzere edebî kaynaklarda çeşitli sebeplerle yer bulamamış birçok şaire ve şiirine mecmualarda rastlanır ve bu sayede onları edebiyat dünyasına tanıtmak mümkün olur. Şairlerin bilinmeyen yönleri de mecmualardan kısmî bilgiler hâlinde bile olsa çıkarılabilir. Mesela aynı mahlası kullanan ve aynı dönemde yaşayan iki şair, bazen tezkire yazarları tarafından karıştırılsa bile mecmualarda küçük bir bilgi kırıntısıyla gerçek ortaya çıkarılabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu </u></strong>’na teşekkür ederiz.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> <strong><em>Murat Ali Karavelioğlu&nbsp;</em></strong>’nun kendi makalesinden alıntıdır.</p>
<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/turk-edebiyatinda-siir-nazire-mecmualarinin-onemi/">Şiir Mecmualarının Önemi</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu-Sanatkâr Dostu Bir Çelebi: Şehzade Emir Süleyman</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/doc-dr-murat-ali-karavelioglu-sanatkar-dostu-bir-celebi-sehzade-emir-suleyman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 May 2018 13:26:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Şehzade Emir Süleyman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?post_type=emd_video&#038;p=494</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/doc-dr-murat-ali-karavelioglu-sanatkar-dostu-bir-celebi-sehzade-emir-suleyman/">Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu-Sanatkâr Dostu Bir Çelebi: Şehzade Emir Süleyman</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/doc-dr-murat-ali-karavelioglu-sanatkar-dostu-bir-celebi-sehzade-emir-suleyman/">Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu-Sanatkâr Dostu Bir Çelebi: Şehzade Emir Süleyman</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu-Şair Zati&#8217;nin Üç Özelliği</title>
		<link>https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/doc-dr-murat-ali-karavelioglu-sair-zatinin-uc-ozelligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin-secure]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 May 2018 13:23:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Ali Karavelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.muratalikaravelioglu.com.tr/?post_type=emd_video&#038;p=493</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/doc-dr-murat-ali-karavelioglu-sair-zatinin-uc-ozelligi/">Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu-Şair Zati&#8217;nin Üç Özelliği</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>The post <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr/Videolarım/doc-dr-murat-ali-karavelioglu-sair-zatinin-uc-ozelligi/">Doç.Dr.Murat Ali Karavelioğlu-Şair Zati&#8217;nin Üç Özelliği</a> appeared first on <a href="https://www.muratalikaravelioglu.com.tr">Prof. Dr. Murat Ali Karavelioğlu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
